Benim ailem anne eğitimi kursu sonrası bir Annemizin duygu ve düşünceleri....

   

Benim ailem anne eğitimi kursu sonrası bir Annemizin duygu ve düşünceleri....

15-05-2008

2007-2008 Eğitim Yılı 1. döneminde kurumumuzda Çankaya Halk Eğitim Merkezi’nin “BENİM AİLEM” Anne Çocuk Eğitim Kursu  açılarak Şükran Hanım tarafından 12 annemize dört ay süresince eğitim verilmiştir.
Aşağıda bu kursa katılan velilerimizden Hatice Öztürk’ün duygularını ifade ettiği yazısı yer almaktadır.


“TEŞEKKÜRLER UNİCEF
TEŞEKKÜRLER MİLLİ EĞİTİM
TEŞEKKÜRLER BİLGE ÖZEL EĞİTİM

Şimdi saat 23:30, çocuklarım ve eşim uyuyorlar. Ben de kafamda tasarladığım ama bir türlü ifade edemediğim düşünceleri şimdi yazmak istiyorum. Ama hala içimde bir korku ya da bir utanç var… Acaba çok mu komik olurum, bana en ufak bir dalga geçme edasıyla bir soru sorulursa nasıl cevap verebilirim diye düşünürken ne olursa olsun içimdeki bu isteğimi komik de olsa yerine getireceğim.
İçimde hep bir psikolog, danışman veya yazar olmak gibi hayallerim vardı. Ama ne yazık ki her ikisini de olamadım ve maalesef memur oldum. Maalesef diyorum  çünkü insan sevmediği işte başarılı olamaz. Dediğim gibi memur olduktan sonra, yaşam şeklim, bence her şeyim değişti; içime kapandım, her şeye kafam çalıştığı halde hiçbir şey bilmiyorum. Dinleyemiyorum, beni cezbetmeyen tavırlarla karşılaşarak yaşantımı sürdürüyorum. Derken evlendim, çok sevdiğim bir eşim, daha sonra canımdan çok sevdiğim oğlum oldu. Oğluma çok iyi bir eğitim, sağlık ve rahat mutlu bir gelecek,  gerekli olan her imkanı  sağlamak için çalışıyorduk eşimle birlikte. Oğlumuza hamileliğimin ilk gününden başlayarak ta ki doğuma kadar ve doğumdan sonra da her türlü bakım, sağlık, beslenme, eğitim,  sevgi ne gerekiyorsa elimizden  geldiğince  sağladık. Oğlumuzun bebeklik dönemi çok sakin, mutlu ve çok neşeli olduğu için bizde çok mutluyduk. Çok mutlu bir dönemin ardından oğlumuzu da düşünerek ona bir kardeş yapmaya eşimle birlikte karar verdik. Onun yalnız olmayacağını, onun da kardeşi olacağını,  gerçek bir aileye sahip olacağını düşünerek severek isteyerek karar verdik. Çok mutlu bir kısa dönemin ardından dünyalar güzeli  ve çok sevdiğimiz bir kızımız oldu. Kızımın doğumuyla zaten zik zaklı giden memurluk hayatım, kızımın doğumundan sonra iyice çekilmez hale geldi.
Kızımın problemli doğuşu, problemli diyorum çünkü doğum esnasında yani bir doktor hatası yüzünden  çocuğumun geleceği problemli başladı. Hiçbir şeyden haberi olmayan tatlı mı tatlı günahsız, melek gibi kızım şu kısacık hayatında ne acılar yaşadı farkında olmadan….. Bizlere  neler yaşattı hiç bilmiyor bile. O kadar çok sağlık sorunları vardı ki,  demek ki canı ne kadar acıyordu, ne kadar acıları vardı ki günün 24 saati ağlardı ve biz de 24 saat boyunca uykusuz, yorgun bir vaziyette  işimize aşımıza sarılmaya devam ediyorduk. Etmek zorundaydık. Kızımızın problemi neydi, ilk zamanlar tam bir tanı konulamamıştı. 9 ay boyunca normal günlük aylık kontrollerini düzenli bir şekilde yaptırıyorduk, hiçbir sorunu yok diyorlar, her türlü bakımını aşısını yaptırıyorduk. Doktorlara her götürdüğümüzde boyuna kilosuna bakıyor, yapılması gereken her türlü muayenesini yapıyorlardı. Ama ben doktorlara ağlıyor, devamlı salyası akıyor, elbiselerini devamlı salyası yüzünden ıslatıyor diyordum, hiçbir şeyi yok deyip  geçiştiriyorlardı.  Bir gün kurum  doktorumuza  götürdük.  Doktorumuz bize bu çocuk 9 aylık bir çocuğun yapması gereken  hareketleri yapamıyor, bir de nöroloji uzmanlarının görmesi gerekiyor dedi ve bizi yönlendirdi.  Bizde H.Ü  Çocuk Nörolojisi bölümüne gittik. Dünyalar tatlısı  doktorumuz Sabiha Aysun  tıbbın gerektirdiği her türlü testleri tahlilleri uyguladı, tam bir sonuç alınamadı. Her şey normal  çıkıyordu, en sonunda doğum esnasında oksijensiz kalmış dedi ve tanı olarak hafif motor retardasyonu olduğunu söyledi.
          O ne demekti, nasıl olacak, ne yapacağız, yani bizim çocuğumuza ne olmuş, diye bir korku bir telaş bir endişe  aldı bizi. Soru üzerine soru, ne yapacağız, nereye gideceğiz bir panik başladı. Hocamız bize en son bu çocuğun özel bir eğitim alması gerekiyor, desteklenmesi lazım gibi bir sürü açıklamalar yaptı. Benim beynim durdu düşünemiyorum, sadece hocanın dedikleriyle, özel eğitimle çocuğumuz iyileşecek diye kendimi toparlamaya çalışıyordum. Bu zamana kadar özel eğitim nedir, nasıl oluyor hiçbir bilgim yoktu.  Ama daha sonra öğrendim ki, böyle kutsal bir meslek varmış.  Kutsal diyorum çünkü normal yaşantısına devam eden, yani kimsenin desteğine ihtiyacı olmayan kişiler  bir şekilde eğitilebilir, asıl eğitimin böyle özel desteğe ihtiyacı olan bireylere  verilmesi gerekir  diye düşünüyorum.
 Kızımın bu problemi ailemizi, eşimi, oğlumu ve beni öyle bir yokuşa sürükledi ve maddi manevi öyle büyük zararlar verdi ki….. Ama anne-baba olarak hiçbirine boyun eğmeden yolumuza devam ettik. Yolumuz öyle taşlı, sopalı, karlı, çamurlu engeller çıktı ki  artık yorulmuştum. Yetişmem gereken yerlere yetişemiyordum. Ama, şimdi böyle bir anne eğitimini aldıktan sonra….. Burada bu eğitimden bahsetmek istiyorum. Bilge özel eğitimde  Unicefin başlattığı, “Benim Ailem Aile Çocuk Eğitim Programı” adı altında Milli Eğitime bağlı olarak açılan bir kursa katıldım. Bu kursun ilk öğrencileri olarak kurs boyunca eğitimci anne olarak eğitildik ve sertifikalarımızı aldık.
Neden olmasın? Ben de küçük de olsa bir yazarlık ya da psikologluk yapabilirim, kendime özgüvenim geldi. Onun için  Unicef’in başlattığı ve Milli Eğitimin sürdürmekte olduğu Benim Ailem – Anne Çocuk Eğitimi programına teşekkürümü ifade etmek için, “bu eğitim programının meyvelerinin biride benim” heyecanıyla  yazdım.
 Şimdi asıl yazmak istediğim, benim çok istediğim ve hayal ettiğim meseleye gelmek  istiyorum : Bütün annelerin eğitilmesi, topluma insanlığa faydalı bireyler yetiştirebilmesi, annelerin o güzel ellerinde çok güzel şekil vererek eğitilebilmesi tüm çocuklarında…
O yüzden böyle bir programı başlattığı için  Unicef’e bir kez daha teşekkür ediyorum.
 Kızım şimdi 6 yaşında. Bu kadar yılda neler yaşadığımızı, kimlerle karşılaştığımızı  ve bir annenin  duyguları nasıl incinir ya da nasıl duyguları okşanır, tüm bunları sizlerle paylaşmak istiyorum. Dediğim gibi ben  çalışan bir anneyim. Çalışırken evine, yuvasına, çocuklarına, eşine, işine, özel  yaşantısına,  kendi ailesine, çevresine, arkadaşlarına karşı sorumluluk  almasını bilen; ama hiç kimse tarafından ya da hiç kimse demeyim de bir çok kişi tarafından fark edilmeyen, yorgun,  bitkin bir anne. Hikayemi, yani yaşadıklarımı, gerçeği anlatmak istiyorum. Dedim ya benim beğenmediğim, sevmediğim memurluk  hayatımın yaşattığı yorgun  günleri neden yazıyorum biliyor musunuz, annelerin eğitimine  bir de ben dikkat çekmek istedim….
Annelere küçük bir destek, bir alkış, bir ödül  verildiğinde altından kalkamayacağı başaramayacağı iş olamaz  diye düşünüyorum.(Burayı da parantez içinde  yazmalıyım, saat şimdi:24:00  kızım yine ağlayarak  uyandı, çişini yaptı, yatağı çarşafı altını, üstünü değiştirdim, tekrar onu yatağına koydum, kızım uyudu ben de  tekrar minik oyunuma büyük  bir hevesle dönmek istedim. Oyun diyorum çünkü bu saatten sonra yazarlık, psikologluk ulaşamayacağım yerlerdir.)
Tekrar kendi memurluğuma  döneyim, evet amirlerin, memurların insanlıktan, saygı, sevgi ve olması gereken  hoşgörü ve anlayıştan  uzak  yere dönelim. Başımdan  geçen olayları  sizlerle paylaşmak istedim; ben kızımı 1 yaşındayken çalıştığım kurumun kreşine verdim. Evet şimdi başlıyor hayatımın çirkin, hoşgörüsüz, saygısız, desteksiz artık daha fazla ne söylenebilir bilmiyorum…..Kurumun kreş uzmanlarından biri tarafından (güya sevdiğimiz  bir uzmanımızdı) bir gün toplantıya anne-baba olarak çağırıldık. Bize “çocuğunuz diğer çocuklarla uyum sağlayamadığı için müdürümüz tarafından kreşten alınması istendi” dendi. Düşünebiliyor musunuz  bir anne neler hisseder.. içimden haykırdım, Neden benim çocuğuma böyle  bir damga vuruldu?
 Kreşten sorumlu Genel Müdür Yardımcısına çıktım, durumu anlattım. bana yönetmelikten söz etti. İşte , yönetmelikte sağlam çocuk olacak, yürüyen çocuk olacak, sağlam çocuklara ve onların annelerine hizmet  verebiliriz demeye getirdi. Sana ve senin çocuğun gibilerine hizmet veremeyiz demekti bu. Ben de yönetmelik gereği bir grupta  en fazla 20 tane çocuk olabilir, daha fazlası  olamaz,  ama üst bürokratlardan gelen telefonlara hay hay amirim  hemen çocuğunuzun kaydını yaptırırız efendim konuşmalarını hatırlattığım için benimle nasıl konuşuyorsun  dedi. Ben de  konuşmamda kötü bir şey yok dedim. Asıl ben bir anneyim, çocuğu için çırpınan bir anneyim dediğimde de bana çık dışarı  diyerek karşılık verdi.
 Bunları yazarken de eşim nasıl karşılar acaba diye de korkuyorum. Çünkü  o bu konularda çok hassas. Nasıl böyle bir şey söyledi benim haberim  olmadı diyebilir gibi şeyler  geçiyor aklımdan. Neyse 1.yılımız böyleydi, 2.yılımızda başka bir kreş yine aynı mazeret, 3.yıl yine başka kreş, 4.yıl başka  bir kreş, başka bir kreş daha ve 5. , 6.yıllar başka başka kreşler….
 Burada önemli bir konudan bahsetmek istiyorum. Kızıma çok meşhur isim yapmış kaliteli bir kreş bulduk, oraya verdik. Yani psikologu olsun, kurucusu olsun, diğer personeli olsun son derece güzel, karşılandık, herşey mükemmel ve çok onore edilmiş, gururlanarak,  övünerek, çocuğumuzun istediğimiz mükemmeliyette  olduğunu düşünerek rahat  ve mutlu  bir şekilde işimize devam ettik. En acısı da  neydi biliyor musunuz,  oranın psikoloğuna da derdimizi anlatalım, başımızdan bunlar bunlar geçti, belki  bizi rahatlatır,  bize yol gösterir diye düşünerek,  çocuklarımıza daha faydalı daha verimli şeyler verebilme  ümidiyle  eşimle  birlikte başımızdan geçen her şeyi anlattık. Birkaç ay sonra psikolog hanım telefon ederek bize ne dese beğenirsiniz, çocuğunuz  burnunu diğer çocukların yanında karıştırıp ağzına alıyor, diğer ailelerden şikayet geldiği için kısa bir dönem çocuğunuzu uzaklaştırabilir misiniz….Evet o zaman  çok yıkılmıştım, hani psikologdu, hani bize yardımcı olabilecek önemli kişilerdi onlar. Neyse bir kez daha  yıkılmıştım işte. Yani bir anneye,  hem de çocuğu için oradan oraya koşarak nasıl bir şey daha verebilirim diyen bir anneye yapıldı bunlar.
 Çocuğumuzu özel eğitime  götürüp getirirken ise Bilge Özel Eğitimden çok özel destek eğitim ve güler yüz aldım. Şimdi bunlar bir parça da olsa yükümü hafifletti diye düşünüyorum
Başımdan geçen  memurluk hayatımdan birkaç örnek daha yazmak istiyorum. İnsanların tümünde olduğu gibi memurlar arasında da devamlı bir çekememezlik, bir kıskançlık,  bir anlayışsızlık hep vardır. Bazen iyi amirle karşılaşırdım, memur kötü olurdu, bazen de  iyi memurla karşılaşırdım,  amir kötü olurdu. Her yerde olduğu gibi memurun da iyisi kötüsü vardı. Ama vicdanım  o kadar  rahat ki… Gittiğim her yerde  çok yanlış anlaşıldım, işten kaçıyor, yapmıyor, etmiyor vs… ama ben verilen  her işi  sonuna kadar,  aklımın gücümün aldığınca  yapmaya çalıştım. Bunu çoğu insanın bildiğini de biliyorum ama nedense yalnız kalan hep ben oldum. Hiç biri bana sormazdı, arkadaşım nasıl yardımcı olabiliriz yapmamız gereken   bir şey varsa yapalım gibi sözde de olsa tatmin  edici hiçbir şey görmedim. Çalıştığım her yerde  sorunlarla  karşılaşırdım. O neden çalışmıyor, o neden devamlı izin alıyor, o neden devamlı rapor alıyor,  o neden şöyle, o neden böyle….. Hiç kimse demezdi ki, amirim o arkadaşımız çok yorgun, çok uykusuz (uykusuzluğumu  biraz daha açarsak,  kızımın  bebekliğinin 24 saat ağlayarak geçtiğini söylemiştim. Bazen öyle olurduk,  geceden sabaha  kadar ben ve eşim kızımızı çocuk arabasına koyar evimizin içinde sabaha kadar sırayla nöbetleşerek dolaştırırdık. Öyle günler oldu ki, uykum kaçsın diye gecenin bir yarısı  balkona çıkıp  sigara içerdim, içeriye  girerdim, elimi yüzümü yıkardım, eşimden nöbeti alırdım. Sırayla bir parça uyumaya  giderdik.  Ve o şekilde  işe giderdik çoğu zaman. Sohbetlere katılmam, arkadaş edinmem, sosyal aktivitelere girmem, mesai saatini bir an önce bitirip  kızımı ve oğlumu kreşten alıp evime gitmek isterdim.)  O bir anne, çocuklarına faydası  olsun,  o zor şartlar altında  topluma  sağlıklı bir birey  ya da bireyler kazandırmanın  peşinde demezlerdi. Tam tersine hep şikayet hep iftira hep dedikodu hep yalakaca konuşmalar…. Biri de  çıkıp da o anneye bir de biz destek  verelim demedi, daha çok köstek olundu. Nasıl mı? her konuşmada imalı sözler, basit sabit iğneleyici sözlerle o kadar çok karşılaştım ki, aslında anlatmaya bile değmez diye düşünüyorum. Bir tane memur arkadaşım devamlı bana  keskin ve dik bakışlarla bakıp, tepeden aşağıya süzerek  her sohbette her konuşmada “çok alıngansın, çok sinirlisin, boş bakıyorsun” ifadeleriyle beni o kadar kızdırdı ki…. Ona  dönüp sorduğumda “sence ben neden çok sinirliyim,  neden alınganım neden boş bakıyorum”, bilmiyorum dedi. Israrla üzerine  gittiğimde  “uykusuzsun yorgunsun belki onun içindir”  dedi. “Çocuğundan dolayı” derken aslında  “özürlü çocuğun var onun için  alıngansın” diyecek ama demiyor, oysa ben çıkış noktasını biliyorum  ve bir gün çok büyük patladım kendisine … “Ben çocuğumdan  utanç duymuyorum herhangi bir kompleksim de yok. Tam tersine  onunla gurur duyuyorum, onu eğitiyorum, verdiğim eğitimin karşılığını alıyorum. Asıl eğitilmesi gereken özürlü varsa  o da sensin dedim ve hiç istemediğim halde   ya Allah sana da  öyle bir çocuk verirse dedim, oysa hiçbir çocuğa kıyamam…  Müdürümüz geldi hemen  müdüre “bana beddua  etti” dedi.  Ben de kendimi şöyle ifade ettim.  Müdürüm ben  yeni bir eve taşındığımda, mahallede iki tane komşum  oturmuş, biri birine beni tanıştırırken dedi ki ‘bu komşum yeni taşındı, hem çalışıyor hem de özürlü  bir çocuğu var işi çok zor.’ Ben orda tatlı bir övgü,  gurur aldım. Ama arkadaşımın  fitne  fesat düşüncelerini bildiğim için de öyle dedim.  Koskoca bir kitap yazdık, içinden bir cümle alıyor hemen size bir tilkilik  yapıyor üste çıkmaya çalışıyorlar.
İşte bütün bunları yazıp  birileriyle  paylaşmak istedim. Bilge özel eğitime doğru yola koyuldum. Burada Psikolog Sema Hanım, Öğretmen Mehmet Bey ve Anne Eğitimi kurs hocam Şükran  Hanım’a açıklamak istiyorum. Neden mi? Çünkü bir psikolog gözüyle  bana bakılsın istedim. Neler yaşadım, nelerle karşılaştım, nasıl yıprandım, nasıl direndim? Çocuklarım için  daha neler  yapabilirdim? Bir destek, bir ödül, bir alkış almak istiyorum.  Mehmet Beyden, eğitiminden ve  sunuş biçiminden sevilen bir  işte nasıl başarı elde edilir, insanlığa faydalı bireyler nasıl yetiştirilir öğrendim. Şükran Hocamın Benim Ailem ve Aile çocuk Eğitim Programına katılmakla  dünyaya bakışım değişti. Yapmak isteyip de bir türlü yapamadığım  şeyleri yapma  hevesi geldi.  Teşekkürler hepinize……
 Asıl isteğimi bir kez daha hatırlatıp burada bitirmek   istiyorum. Sağlıklı toplum ve sağlıklı bireyler  yetiştirmenin yolu ancak eğitimli anne yetiştirmekle olur.
 Bir de şöyle bir hayalim var. Büyük bir oturum hazırlayarak ülkenin tanınmış ve ünlü kişilerine birer davetiye göndermek, büyük bir panel hazırlayarak uzman doktorlar, psikologlar gazeteciler, yazarlar, sanatçılar davet etmek. Böyle kişilerin her birinin kendi hayranına bu eğitim konusunu anlatması, sevdirmesi, bilinçlendirmesi, bizlere  daha çok  destek verilmesi, biz anneleri yüceltip olması gereken yerlere getirilmesi hepimizin  görevi olması lazım diye  düşünüyorum. Böyle büyük bir  oturumda birde şu şarkıyla programın  sonuna kadar desteklenmesi ne güzel olurdu. “Güneşin alası çok, her evin  çilesi çok, analar   çeker yükü, kimsenin bilesi yok.” Şiirler, gösteriler, eğitime yani özel eğitime bir destek de sen ver yazılarıyla büyük  afişler  asılsa,  herkes konuşmasını  yapsa,  özel eğitim alan  çocuklardan  da birer gösteri sunulsa, annelere ne büyük moral ve destek yapılmış olurdu…..
Ünlü  Psikolog Üstün Dökmen’in Küçük şeyler adlı programında çok etkilendiğim bir konuşması var paylaşmak istediği. Bir gün programında depremden bahsetti ve enkaz altında kalan Mesut’un  hikayesini anlattı. Mesut göçük altında birkaç gün kaldıktan sonra  ona ulaşılmış  ve Üstün Bey’e “abi kurban olurum gelme” demiş neden diye  sorduğunda, doğal olarak  tuvalet ihtiyacını oracıkta giderdiği  için,  o saygısını  terbiyesini yitirmeden, onu öyle görmelerini istemediği  için böyle söylediğini anlamışlar. Üstün Bey  “ben sana kurban olurum Mesut” demiş. O kadar etkilenmiştim ki……
Evet dedim ya annelere destek verilsin, onlara el sanatları, uğraşılar, spor alanları verilsin. Önemli bireyler olduklarını hissetsinler. En önemlisi de eşlerinden destek gördüklerinde mutluluğu hissetmelerini diliyorum. Lütfen anneleri saygı, sevgi,  hoşgörü ve tatlı sözle  ödüllendirin. Hoşçakalın….
                           17.02.2008
                            saat 01:30

 
 
<< Geri
   
 
"Bilginin ve Sevginin Buluştuğu yer."
csorion